3 Nisan 2002!

02 Nisan 2020 19:32

 

Malum…

Virüs salgını yayıldıkça yayıldı.

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 63 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini duyurdu.

Bugün açıklanan vefat sayısı 79.

Toplamda 356 vatandaşımızı kaybettik.

Allah rahmet eylesin.

Gerçekten inanılmaz günler geçiriyoruz.

Şu zamanda, şu teknoloji ve bilimle on binlerce insan gözle görülmeyen bir zerrenin esiri oldu ve zerre dünyadaki tüm sistemleri kilitledi.

Şaka gibi gelse de gerçek bu.

Evden çıkmamaya devam.

Ben de çıkmıyorum açıkçası.

Mustafa Çeliksoydan kardeşimle 2 günde bir yarım saatlik bir yürüyüş yapıyorum.

Dün sevgili Aziz Gündeşen kardeşimle biraz turladım ve öncesinde Aziz ile birlikte sevgili İsmet Çiğit abimi ziyaret ettim.

Ona yapılan ayıp karşısında susanların dilsiz şeytanlar olduğunu da ifade etmek isterim.

 

YILLIK İZİN KULLANDIRIYORLAR

Diyeceksiniz ki gazete çıkmıyor mu?

Çıkıyor.

6 gazete anlaştı ve aralarında günleri böldü.

5-6 ve 7 Nisan’da “Kırmızı” olarak bilinen Kocaeli Gazetesi piyasada olacak.

Genel olarak evden çalışılıyor.

Doğrusu da bu açıkçası.

Ben ve Ahmet abi (Akay) yıllık izne çıkarıldık.

Hakan abiyi (Yağcıoğlu) elimden geldiği kadar destekliyorum tabii ki.

 

TAM 18 YIL GEÇMİŞ

Dediğim gibi.

Herkes evde ve zaman geniş.

Bu zamanda kişilere ulaşmak da zor olmuyor.

Çünkü kimi arasam evde.

Bu boşlukta okurlarımızı habersiz bırakmamak için stratejiler geliştirmek durumundayım.

Bu makalemde “Biraz nostalji” demek istiyorum.

KOCAELİSPOR’un benim ve bu şehir için ilelebet neden “En büyük” kalacağına dair bir şeyleri dile getireceğim.

Yazı uzun olabilir.

Sıkıldığınızı anladığınız an okumayı bırakın.

ALLAH (cc) nasip ederse yarın tarih yaprakları 3 Nisan 2020’yi gösterecek ve günlerden Cuma olacak.

Her günün değeri var mutlaka ama “Cuma” dinimizde mübarek gün.

İşte bu mübarek güne denk gelen özel bir husus söz konusu.

3 Nisan’ı Kocaelisporlular unutmaz, unutamaz!

KOCAELİSPOR bundan tam 18 yıl önce, 3 Nisan 2002’de Bursa’da oynadığı final maçında Beşiktaş’ı Cihan, Lazarov, Kaan Dobra ve Serdar’ın golleri ile 4-0 mağlup ederek Türkiye Kupası’nı 2. kez müzesine götürdü.

İlk kupamızı 1-1’in rövanşında, 16 Nisan’da Nuri’nin sol çaprazdan gönderdiği füze ile Trabzonspor’u 1-0 mağlup ederek almıştık.

 

NE DE OLSA İZMİTLİ

2002’de Bursa’da Beşiktaş’ı perişan eden Körfez yine hüngür hüngür ağlatmış ve finalin dönüşünde yolda geçen her metrekareye gurur gözyaşları damlamıştı.

Maçı anlatan değerli hocam, TRT’nin naif sesi ve güzel yüzü Erdoğan Arıkan ile yayın içinde bir birimize göz kırpmıştık.

Çünkü Erdoğan Hocam Gölcük’lü.

Yani bu şehrin bir insanı.

Onun duygularının ne olduğunu fazlası ile biliyorum.

Mesleğinde o kadar profesyonel ki, Erdoğan hocam anlatım tekniği anlamında kontrolünü hiç kaybetmedi.

Ancak Lazarov’un golünden sonra iki ayağını kaldırması “Ne de olsa İzmitli” dedirtti.

Değerli hocama selamlarımı gönderiyorum.

 

SİRMEN GÜLÜYOR, KARAMAN TEDİRGİNDİ

Gerçekten ne günlerdi be!

Hep birlikte geldik İzmit’e.

Saat çok geçti.

Cumhuriyet Parkı, bildiğiniz yanıyordu.

Tarihi başarı bu…

Saat kaç olursa olsun fark eder mi Kocaelisporlu için!

Kısa bir süre otobüs parkta durdu.

Önde Sefa Başkan, yanında Hikmet hoca…

Aynı zamanda İzmit Belediye Başkanı olan Sefa Sirmen her zamanki ağırlığı ile halka elini sallıyordu.

Ancak Hikmet hocada tedirgin bir bakış vardı.

Çünkü takım düşmemeye oynuyor ve 4 gün sonra da Ankaragücü ile kritik bir maç oynanacaktı.

Hocanın kafası bu maçtaydı ve bir an önce tesislere gidip futbolcuların dinlenmesini istiyordu.  

Ki kupa finali Kocaelispor adına küçük çaplı bir mucizeydi.

Çünkü Yeşil Siyahlılar kupa finali öncesindeki son 11 maçta sadece 2 kez kazanmıştı.

Şehrin gözbebeği Körfez bu süreçte Trabzonspor’u deplasmanda Kaan Dobra’nın müthiş golleri ile 2-1, kupadan 3 gün önce de İstanbulspor’u Serdar’ın son dakikalardaki golü ile 1-0 yenebilmişti.

Toparlamak gerekirse çanlar Kocaelispor için çalıyordu.

Karaman hocanın tedirginliği yersiz değildi.

Zaten soyunma odasında Sefa Başkan ile Karaman arasında bu konuda küçük bir gerginlik bile yaşanmıştı.

Futbolcular otobüsten indirilmedi.

Müthiş bir ortamda otobüs ağır ağır merkez turladı ve ardından Sefa Sirmen Tesisleri’ne geçildi.

 

DETAY VERELİM

Tabi ki Sefa Sirmen…

Kocaelispor tarihinde onun adı asla unutulmayacaktır.

Ne kadar silinmek istense de silinmeyecektir.

Çünkü tarih yazılmıştı bir kere!

Bu kupa ile ilgili özel bir detay vereyim.

Başkan Sefa Sirmen İhsaniye’li, kupayı getiren Hikmet Karaman da İhsaniye’li. Maçı anlatan Erdoğan Arıkan da Gölcüklü.

Bu ince detaydan sonra konumuza devam edelim.

 

GÖZLERİMİZ DOLDU

Sefa Sirmen, babamı iyi tanır.

O günlerde babam sağ ayağındaki damar tıkanıklığı nedeni ile hastanede yatıyor.

Kutlamada haneden bir tek ben varım.

Mahşeri bir kalabalık.

Nefes bile almak zor.

Kupa en önde.

Otobüs yakınlarında hem zıplıyorum hem de elimi sallıyorum.

Sefa Başkan ile göz göze geldik.

Öyle zeki bir adam ki Sirmen, eli ile işaret ederek önce el salladı ardından jesti ile “Baban nerde?” diye sordu.

Elimle ayağımı gösterdim ve “Hastanede yatıyor” deyince yüzü değişti adamın.

Başkan Sirmen elini başına götürdü ve “Babana selam söyle” dedi.

Ertesi gün saat 4 gibi ziyarete geldi sağ olsun, doktordan da bilgi aldı.

Babam, Sirmen’i görünce doğrulmak isterken Sefa Başkan babamın omzuna dokundu, “Ahmet Bey rahatsız olma, iyi dinlen. Sen bize lazımsın” dedi.

Babamın gözleri doldu ve taburcu olana kadar da babamın kaldığı odaya ikramlar eksik olmadı.  

 

KURU-NOHUT VE PİLAV ÜÇGENİ

Biraz daha eskiye gidelim.

Babam Ahmet Övüç eski adı “İzmit” olan Kocaeli Devlet Hastanesi’nden müdür yardımcısı olarak emekli oldu.

Önceden personel şefiydi ve Sağlık Kurulu da o’na bağlıydı.

Zaten babama “Şef” derlerdi.

Sistem şimdiki gibi değildi tabii ki.

Her şey daktiloyla yazılıp dosyalanırdı.

O zaman okullarda da gün boyu eğitim verilmiyordu.

“Sabahçı” ve “Öğlenci” öğrenci şekli vardı.

Benden 1 yıl sonra da “Kredili sistem” diye bir olay çıktı.

Benimki “Örgün” denilen eğitimdi.

Karamürsel’de okuyorum.

Karamürsel Barbarosspor’da futbol oynadığım için hafta sonlarım doluydu.

Maçlar Cumartesi olunca Pazar günü Kocaelispor’un iç saha maçlarına gelirdim.

Yakın deplasmanlara izin alabiliyordum.

Özellikle salı günleri İzmit’e gelmeye çalışırdım.

Bunun iki nedeni vardı.

İlki mahalle arkadaşlarım Çilli Enver, Alman Kenan, Sarı Taner, Lahmacuncu Metin’i görmek, ikincisi ise Kuru-Nohut pilav yemekti.

Kuru-Pilav ne alaka diyebilirsiniz.

Çok severim.

Her Salı Kocaeli Devlet Hastanesi’nde kuru fasulye - nohut ile pilav vardı.

Bir de aşçı Osman Usta (Allah rahmet eylesin) evinde kendi yaptığı lahana, kornişon, havuç ve biber turşularını getirirdi.

Bol pul biberli ve arpa şehriyeli pilav ile turşular çok iyi gidiyordu.

Babam öyle bir adam ki, kendi hakkını bana yedirirdi. “Devletin yemeği” diyerek öz oğluna bile iltimas geçilmesini istemezdi.

 

BENİMLE OLMASI LAZIM

Babamı Kocaeli Stadı’ndaki maçlara getirirken “Oğlum, biletimi alayım en kral yerden izleyeyim. Seni zor durumda bırakmayayım” der.

Bunlar söylenmez ama babam yine de biletini alır ve bana verir, ben de maça gitmek isteyen kardeşlerime veririm.

Babam şeker ve diyaliz hastası olduğu için onu boş bırakma şansım yok.

Direnci düşük yani.

O yüzden ne olur ne olmaz benimle birlikte kalmak zorunda.

Özellikle şu virüslü dönemde kapıdan dışarıya burnunu çıkaramıyor.

Zaman onun için biraz sıkıntılı çıkıyor ama yapacak bir şey yok.

Ben de çıkmıyorum.

ALLAH (cc) korusun koronayı kapsak ve bilmeden bulaştırsak, yandık.

Dönme şansı yok!

 

TARKAN VE KARAMÜRSEL

Lise 1 ve 2’yi İzmit Mimar Sinan Lisesi’nde, lise 3’ü de Karamürsel Lisesi’nde okuyarak ve Karamürsel Lisesi’nden mezun oldum.

Hatta Tarkan Tevetoğlu var ya, meşhur Tarkan, işte o’nun okuduğu sınıfta okudum.

Resim öğretmenimiz Tarkan’ın yaptığı resimleri saklamış.

Her hafta “Bakın bunu Tarkan yaptı” derdi.

Karamürsel Musiki Cemiyeti’ne de zaman zaman giderdim.

Meğerse Tarkan bu cemiyette eğitim almış.

 

LINCOLN PORTAKALDA VİTAMİNDİ

Yine bir gün Karamürsel’deyim. Okuyorum.

Sabahçıyım.

Son iki saatimiz İnkılap Tarihi’ydi.

İrfan Kazanç hoca hastalanmış.

Sevinsek mi üzülsek mi bilemedim.

Çünkü İrfan hocadan inanılmaz tırsardık.

Ben de fırsat bu fırsat erkenden İzmit’e gittim.

Hem arkadaşlarımı görürüm hem de hastanede çok özlediğim kuru-pilavı yerim dedim.

Hastanede karnımı doyurduktan sonra babamın odasına geçtim.

Babamın odası, yıkılan ve otopark olan poliklinikler binasının ikinci katında, Başhekimlik makamının karşısındaydı.

Öğle aralarında babamlar hastanenin arka bahçesinde ya voleybol ya da 5. katta doktorlarla birlikte masa tenisi oynardı.

Masa tenisi oynadığı süreçte babama “Ters Köşe Ahmet” derlerdi.

Çünkü babam masa tenisi topunu sağa bakıp sola bırakırdı.

O zamanlarda Lincoln portakalda vitamindi!

 

DEVE YAKUP

Babam odadan çıkınca kapıyı kilitler anahtarı başhekimlikte görev yapan hastane personeli Yakup abiye verirdi.

Affına sığınarak söylüyorum. Çok iri olduğu için lakabı Deve Yakup’tu.

Yakup abi akşamları Selamet abinin sahibi olduğu ve Ak Parti’nin kurulma aşamasında kritik toplantıların yapıldığı Arzum Pastanesi’nde muhabbete geliyor. (Virüs nedeni ile ara verdi)

 

BEN ŞOK!

Konuma döneyim.

Hastanede yediğim yemekten sonra çantamı babamın odasına bırakmak ve voleybol sahasına gitmek istedim.

Yakup abiden anahtarı almak için Başhekimlik makamına yönlenirken babamın oda kapısının açık olduğunu gördüm.

Yakup abi de koridorun başındaydı.

Yakup abiye “Abi, babam voleybol oynamaya gitmedi mi?” diye sordum.

Yakup abi “Oynuyorlar evlat” dedi.

Ben de “Kapı neden açık?” diye sordum.

Bana verdiği cevap “Bak bakayım içeride kim var?”

“Hayırdır” diyerek içeriye girdim ve ne göreyim.

Dev bir adam…

Ayakları o kadar uzun ki koltukla masa arası yakın olduğu için çaprazlı oturmuş ve büzüş büzüş kalmış.

Saçlar alına kadar uzamış, dümdüz ve kahküllüydü.

Yüzüme tebessüm ederek bakan, “Meraba” diyen ve kürek gibi sağ elini uzatan güler yüzlü bu kişi, sağlık kurulu raporu almak için hastaneye gelen Kocaelispor’un efsane kalecisi Stangaciu’ydu!

Ben ise tabii ki…

KİLİT!

Stangaciu o dev cüssesiyle ne yaptı biliyor musunuz?

Kalktı ayağa ve bir şeyler anlattı.

Anlamadım.

Arkamda Yakup abi vardı.

Yakup abi “Evlat, biraz yorulmuş, oturacak yer ayıyordu. Ben de babanın izni ile odasını açtım” dedi.

“Yakup abi, izin ne demek, kapıyı kırıp girecekler gerekirse. Karşımdaki Stangaciu” abi, “Stangaciu!” dedim.

Koridorun sonuna doğru şöyle bir yürüdüm.

Kaptan Osman, Mirko, Faruk, Saffet, Kaan Dobra, Tayfur, Soner, Engin ve tabii ki kahramanım Moşe!

Alayı oradaydı.

Saffet, Moşe’ye takılıyor ve kıvırcık saçı ile oynuyordu.

Bülent abiyi (Özer) bekliyorlardı.  

Babam ter içinde odasına geldi ve kurulanıp hemen üzerini değiştirdi.

Doktor odasını aradı.

Karşıdaki kişi Köksal Alptürer hocaydı.

Ortopedistti Köksal hoca.

Babam “Doktor bey. Diğer doktorlarımızla birlikte bugün kurula biraz erken gelebilir misiniz? KOCAELİSPORLU topçuların ve hocaların erkenden raporlarını verelim” dedi.

Futbolcular ve hocalar kuruldan hızlı bir şekilde geçirildi ve raporları verildi.

Eskiden böyleydi bu işler.

Özel hastaneler, MR’lar, kapalı ameliyatlar, tek tek başta aşağıya sağlık kontrolleri yoktu.

Evrak işleri de bu şekilde yürüyordu.

O zamanda Kocaelispor’un futbolcusu demek “Vali” demekti.

Kocaelispor’un futbolcusu da olsan prosedürleri uygulaman, kurulun önünden geçmen gerekiyordu.

Ben de öyle bir günde İzmit’e gelmişim ki, hayatımda unutamayacağım bu anıyı yaşamış oldum.

İnanın o gün rüya görüyorum sanıyordum…

Daha bu kulüpte kimler oynadı kimler…

O yüzden KOCAELİSPOR'un büyüklüğünü tarif edemezsin.

Öyle bir dil gelişmedi.

Gelişmeyecek de…

 

İNŞALLAH SIKMADIM

Bu anımı sizinle paylaşmak istedim.

Umarım sıkılmadınız.

Bu gibi anılara devam edeceğiz.

Müsait olduğumda merhum Müjdat Afşin ile başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşacağım.

Bu arada…

Yarın 3 Nisan 2020!

Bilmem anlatabildim mi?

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
YETKİNCAN GIDA
X